ciddimevzu

ԺaԺa sahilleri // Soner Torlak

Tarih boyunca ortaya çıkan sayısız yönetilebilirlik-dışı edim, hazzı erteleme, dünyevi olandan feragat etme, çilecilik, normativite dışı her türlü heretik edim, sapkınlık-sapma, gündeliği kurma-yıkma, liberteryen beden kullanımları, dadacılık, sürrealizm, makine-kırıcılar, levellerlar, quakerlar, envai çeşit tarikat, çok-tanrılılık, sirkten firar eden filler, mezbahadan kirişi kıran danalar, ilkellik, yamyamlık, eşkıyalık, gündelik binlerce direniş biçimi, underground rep, caz müzik, deyişler, gerilla savaşları vs. aklınıza gelebilecek her şey, devletlerin sinirlerini sürekli yerlerinden hoplatır ve bu su hiç durmaz.

İnsan-merkezilik; normativite; fetiş. İnsanın başına ne gelmişse bir de bunlardan gelmiştir. Bunlar, mahşerin üç atlısıdır. Bu üçlünün damıtılıp en konsantre haliyle kurumsallaşmasının en şeytan-görsün-yüzünü sonucu ise “devlet”tir.

Dada Sahilleri’ne devletle ilgili olan ufak bir sohbet-atakla yekten başlayalım.

Devletlerin, insanlığın tarih boyunca gündelik hayatı örgütleme biçimleri ile illa ki güçlü bir bağlantısı vardır. Gelgelelim, devletlerin, belirli bir yöre, mahal, bölgedeki insanların, işbölümünün ve mübadelenin giderek daha fazla karmaşıklaşmasına karşı, üzerinde uzlaşmasalar da en azından razı geldikleri, gönül indirdikleri bir zorunlu kötülük olduğu düşüncesi, külliyen safsatadır. Devletler, eski sosyal bilimci abi ve ablaların (gerçi o zamanlar ablaların yazmasına izin yoktu; sadece abilerin) türlü kavramsal çerçeveler kurarak ileri sürdükleri gibi, belirli bir uzlaşma ya da sözleşmeyle kurulmamışlardır.

Devletler, halkların üzerine kurulmuşlardır ve dünyayı, deyimi yerindeyse, halkların başına geçirmişlerdir. Önce belirli bir mekânda, bir çıkar örgütü olarak konsantre olmuş, ardından o mekânın çevresindeki çeperindeki halkları ve şayet devletleşmiş bir örgütlenme biçimi varsa onun üzerinde tahakküm kurmuş olduğu halkları boyunduruk altına almak üzere zor kullanmış, toplumsal bir iktidar şebekesi olarak kurumsallaşmış ve tarihselleşmişlerdir. (…) İşte “yıkıcı siyaset”in başının en büyük belalarından biri, devletlerin ve şirketlerin kurallarıyla işleyen bir yerkürede devletsiz ve şirketsiz bir kontra-atağın nasıl yapılabileceği meselesidir.

Ժ

uyumayan deve karşı

Yıkıcı siyasetin temel meselesi, devletten nasıl kurtulunacağıdır. Çalakalem tarihimizin bize verdiği en önemli ders, ne reformlarla ne kitlesel stratejilerle, ne aşağıdan kitle seferberliği ne de devletin ele geçirilmesiyle devletten kurtulamadığımızdır. Şimdiye kadar, şimdilik. Bunun en önemli nedenlerinden biri -Odadaki Filler’den son bir şık ara pası alalım- devletlerin, halkların dışında, üzerinde ya da onlardan ayrı herhangi bir yerde konumlanmış birer baskı aygıtı değil, kendisini toplumun kılcal mikro-iktidar damarlarında sürekli yeniden üreten bir ilişkiler ağı, birer nöro-bilişsel beden olmasıdır.

Bu uyumayan deve karşı tarih boyunca en fazla öne çıkan iki çözüm planı ise, devi uyutmak ve devi öldürmektir. Bir üçüncü yol ise, devi ani bir atakla önce dövüp, onu sersemlemişken parça parça öldürmektir.

Devi uyutmak, büyük ölçüde reformizm denen hikâyeye denk düşer. Devi elindeki silahları bırakmaya yavaş yavaş ikna ederek, onun suyuna ufaktan ufaktan uyku ilacı katarak onu ceberutluğundan soymak, ehlileştirmek, reflekslerini zayıflatmak, sinirlerini yatıştırmak ve nihayet dişleri ve tırnakları sökülmüş hale getirmektir. Devi öldürmek ise deve yekten kafa göz saldırıp onu imha etmektir -ki bu düşünce kabaca anarşist-otonomist hatta denk düşüyor denebilir. Bahsettiğimiz üçüncü yolun tipik örneği ise Sovyet Devrimi denemesidir. Bir yıldırım harekatıyla devleti dövüp, onun elindeki silahları ele geçirip, sonra onu parça parça ortadan kaldırmaktır.

Tarihten demlediğimiz bu üç stratejinin de başarı kazandığı tarihsel uğraklar kesinlikle oldu. İlla örnekse, birincisinde İskandinav sosyal demokrasisi, ikincisinde Zapatistalar ve üçüncüsünde İspanya İç Savaşı Katalonyası bu büyük savaşta önemli kazanımlar elde ettiler ve Zapatistalar ise elde etmeye devam ediyorlar. Yine Suriye’deki Kürt hareketi, merkezi devletin çözüldüğü bir uğrakta kendisini devletleştirmeye çalışan embriyonik-dev IŞİD’i ikinci ve üçüncü stratejilerin bir karışımıyla dağıtabildi.

Ժ

bir aşırı özet devlet tarihi: kırdan indim şehire

Devletin temelinde iktidar ve hegemonya iddiası vardır. Tarihsel olarak belirli alanlarda silahlı bir çıkar örgütü olarak konsantre olan, çevre çeperini haraca bağlayan devletlerin bugünkü son halini almasını sağlayan ve aslında devlet denen devi öldürmeyi son derece zorlaştıran şey ise şehirdir. Belirli bir nüfusun hayatı sürdürmeyi sağlayan temel şeyleri, enerjiyi ve gıdayı üretmeksizin yoğun bir halde yaşaması demek olan şehir, bugün devletin hem varlık nedeni hem de bizi onu öldürmek konusunda korkunç zora sokan bir içimizdeki İrlandalıdır.

Devlet ve şehir, biri diğeri olmaksızın varlığını koruyamayacak olan, simbiyotik ilişki halindeki iki organizmadır. Tarihte devlet iktidarını ele geçirdikten sonra devleti yıkamamamızın ve hatta eskisinden daha güçlü devletler kurmak zorunda kalışımızın tek değilse bile en önemli nedeni şehirdir. Şehir, bu anlamda, devlet iktidarının konsantre bir biçimde kendisini sürekli tahkim ettiği, kendisini yeniden ürettiği bir hiç de zorunlu olmayan kötülüktür.

Kaba bir örnekle, hem cep telefonu kullanıp hem baz istasyonlarına kanser yaptığı için karşı çıkmak, hem mülkiyetinin, canının korunmasını isteyip hem denetim teknolojilerinden gocunmak, hem markette pek çok ürünü uygun fiyatlardan tüketmek isteyip hem de küresel meta zincirlerinden hazzetmemek gibi bir şeydir bu. Şehir hayatı, devleti gerekli kılar. Buradaki önerim, hepimizin Datça’ya taşınması değil elbette. Kritik soru şu: Durum buyken, devleti yıkmak için yapılabilecek bir şeyler var mı? Varsa neler?

İşte burada “öznellik yarığı” dediğimiz alanlar devreye giriyor. Hiçbir devlet üzerinde iktidara sahip olduğu evin tamamına hâkim değildir ve olamaz da. Devlet bir iktidar ve hegemonya iddiası ve uygulaması iken, devletin hegemonik söyleminin dışında, kıyısında, çaktırmadan kenarında köşesinde sayısız hegemonik boşluk alanı sürekli yeniden üretilir. Öznellik yarıkları dediğimiz bu boşluk alanları, devlete dönük kontratakların söyleminin ve eyleminin üretilebileceği, kurucu öznelliklerin devletin hegemonyasına karşı sürekli kat ettiği ve içinde faaliyet gösterdiği yapısal alanlardır. Devlet karşıtı siyaset işte bu alanlardan doğru birikir.

Ժ

tatar ramazan siyaseti

Uyumayan devi uyutmak ya da öldürmek adına siyaset yapmak zorunludur. Siyaset bir hegemonya mücadelesidir. Bu mücadelenin şiddetli-şiddetsiz, söylemsel-ideolojik, bireysel-elitist-topluluksal-toplumsal sayısız aracı vardır.

Burada yine çalakalem tarihimizde başvurduğumuz siyaset yapma biçimlerinden biri kritik önemde: Tatar Ramazan siyaseti. Sistemin mevcut işleyişine çomak sokan, onu kısa-devre yaptırmaya çalışan, devletin etrafındaki mevcut ittifakları yerinden oynatan, hikâyenin ekseninin kaydıran Tatar Ramazan Siyaseti’nin ise kabaca üç “taktiği” var gibi görünüyor: Krize sürükleme, çekilme ve alter-kuruculuk.

Devletlerin en büyük gücü istikrar ve onların zeminini en fazla zayıflatan şey ise istikrarsızlıktır. Devletlûların her yerde durmaksızın korkuyla bahsettiği istikrarsızlık, yani yönetememe hali, yıkıcı siyasetin en büyük hammaddesidir. Yıkıcı siyaset, yönetilebilirlik cenderesini sürekli gevşeten, yönetimi krize sürükleyen, yönetilebilirlik zaman ve mekânlarından yer yer çekilen ve nihayet yönetilebilirliği dışına düşürdüğü alanlarda alternatif hegemonyayı durmaksızın örgütleyen siyaset tarzıdır. Hemen söyleyelim ki bütün bunlar zaten yapılmaktadır ve elden geldiği kadar iyi de yapılmaktadır.

Tarih boyunca ortaya çıkan sayısız yönetilebilirlik-dışı edim, hazzı erteleme, dünyevi olandan feragat etme, çilecilik, normativite dışı her türlü heretik edim, sapkınlık-sapma, gündeliği kurma-yıkma, liberteryen beden kullanımları, dadacılık, sürrealizm, makine-kırıcılar, levellerlar, quakerlar, envai çeşit tarikat, çok-tanrılılık, sirkten firar eden filler, mezbahadan kirişi kıran danalar, ilkellik, yamyamlık, eşkıyalık, gündelik binlerce direniş biçimi, underground rep, caz müzik, deyişler, gerilla savaşları vs. aklınıza gelebilecek her şey, devletlerin sinirlerini sürekli yerlerinden hoplatır ve bu su hiç durmaz.

Bizim için kritik olan mesele ise, bütün bu binbir pınardan kaynayan yıkıcı enerjiyi devleti yıkacak bir kroşe haline nasıl getirebileceğimiz. Alter-hegemonik siyaset yapma biçiminin temel meselesi de bu.

Gönder gitsin