ciddimevzu

dinle komünalist!: “geleceğin devrimi” üzerine // chris dadallı

murray bookchin’in özellikle son döneminde ağırlıklı biçimde üzerinde durduğu yerinden yönetim ve doğrudan demokrasi yoluyla merkezi devlet iktidarını kademeli biçimde parçalama ve boşa düşürme stratejisinin ayrıntılı biçimde ele alındığı geleceğin devrimi: halk meclisleri ve doğrudan demokrasi kitabı, bu türden bir siyasal stratejinin temel gıdasını anarşizm ile marksizm’in özgün bir birlikteliğinden geçtiğini ileri süren bir çerçeve içinde akıyor.  

Murray Bookchin 1969 yılında kaleme aldığı “Dinle, Marksist!” başlıklı makaleye “Otuzlu yılların o eski zırvalıkları geri dönüyor – ‘sınıf çizgisi’, ‘işçi sınıfının rolü’, ‘eğitimli kadrolar’, ‘öncü parti’ ve ‘proletarya diktatörlüğü’. Hepsi geri dönüyor ve bu sefer eskisinden daha da bayağı bir biçimde” sözleriyle sert bir giriş yapmıştı.[i] Bookchin, 1970’li yıllara girerken artık dünyanın ortodoks Marksizm’in kodlarıyla düşünülemeyeceği iddiasını ileri sürerken, en dikkat çekici argüman olarak, Marksizm’in yetersiz üretim ve kıtlık koşullarını veri alan bir doktrin olarak kendi zamanını, endüstriyel kapitalizm çağını çok iyi biçimde değerlendirdiğinden fakat 1970’lerin dünyasının başka bir dünya olduğundan dem vuruyordu. Bookchin buradan, teknolojist sayılabilecek bir eğilim üzerinden, teknolojinin kıtlık koşullarını ortadan kaldıracak kadar geliştiği ve tamamen yeni sorunlarla baş etmeye çalıştığımız bir dünyada, “klasik Marksizm’in yeni durumlara uygulanmasının ya da bir tür Yeni-Marksizm’in artık mümkün olmadığını” ileri sürüyordu.[ii] Bookchin makalesini “Dinle, Marksist: İnşa etmeye çalıştığımız örgüt, devrimimizin yaratacağı toplum türünden farklı değildir.  Ya -kendi içimizde ve gruplarımız dahilinde- geçmişten kurtulacağız ya da kazanılacak bir gelecek olmayacak” sözleriyle bitiriyordu.[iii]

Bookchin makalesine şiddetli bir giriş yapmış olmasına rağmen, öte yandan, 1970’lerden 2000’lere kadar uzanan dönemde yazdıklarını önceleyen biçimde, anarşizm ile Marksizm’i yaratıcı biçimde bir araya getirebilecek bir bakış açısını da sezdiriyordu (ama sadece sezdiriyordu). Son kitabı Geleceğin Devrimi: Halk Meclisleri ve Doğrudan Demokrasi‘de[iv] ise artık sezdirmekten fazlasını yaparak açıkça dile getirdiği bu bakış açısı, Bookchin açısından, bugün hiyerarşik olmayan, eşit ve özgürlüğün zemininin halk meclisleri üzerinden örgütlendiği, devlet mekanizmasının parçalandığı bir özyönetim modelini kuracak devrimci iradenin ve siyasal stratejinin de olmazsa olmazıdır. “Bugün karşı karşıya olunan sorun türlerine değinen yollar ve biçimlerde devrimci geleneğin -Marksizm ve anarşizmin- en iyi yönlerini bir araya getirebilecek yaklaşım hangisidir?” Bookchin’in Geleceğin Devrimi‘nde yanıt aradığı temel soru budur ve buraya döneceğiz.

David Harvey ise birkaç ay önce kaleme aldığı ve Simon Springer’ın “Radikal Bir Coğrafya Neden Anarşist Olmak Zorundadır?” başlıklı yazısına verdiği kapsamlı cevap yazısına “Dinle, Anarşist!” başlığını koyacaktı. [v] Harvey, yazısının hemen girişinde kendi konumunu Bookchin’in birkaç satır önce aktardığımız temel sorusuna atıfla ve şu sözlerle açıklıyordu:

“Ben, geç dönem yazılarındaki (anarşizm ile uzun süren bağlılığını koparmasının ardından) “Sol’un geleceği, son tahlilde, günümüz ve görünür gelecek açısından hem Marksizm hem anarşizmde halen geçerli olan şeyleri kabul etme kabiliyetine dayanmaktadır” (Bookchin, 2014: 194) yönündeki hissiyatına sempati duyuyorum. “Hangi yaklaşımın devrimci geleneğin en iyi olanlarını -Marksizm ve anarşizmi- bugün karşı karşıya olunan sorun türlerine dair söz söyleyebilen yollarda ve biçimlerde bir araya getirebileceğini” tanımlamaya ihtiyacımız var.” (2014: 164)

Springer ile giriştiği polemik dahilinde Harvey, Springer’in anarşizm ile Marksizm arasındaki ilişkiyi, bunların birbirini dışlıyormuşçasına kutuplaştırmanın peşinde olduğunu ileri sürerken, kendi açısından, son yıllarda kitlelerin kent mekânlarını işgal etmek üzerinden geliştirdiği siyasal aktivizm biçimlerine hayat veren otonomcu ve anarşist taktik ve düşüncelerin takdir dilmesi, analiz edilmesi ve yeri geldiğinde desteklenmesi gerektiğini dile getiriyordu.[vi] Harvey, anarşistler ana akım Marksizm’de yersiz bulunarak görmezden gelinen ya da reddedilen önemli meseleleri ortaya koydukları ölçüde, anarşizm ile Marksizm arasında “cepheleşmeden ziyade bir diyalogun -hadi buna karşılıklı yardımlaşma diyelim- çok daha verimli olacağını” düşünüyordu.[vii] Harvey, Marksizm’in, geçmişteki bütün hatalarıyla birlikte, anarşistlerin de meşgul olduğu anti-kapitalist mücadeleye sunacak pek çok kritik yöne sahip olduğunu ileri sürüyordu.

Bookchin’in “Dinle, Marksist!” başlıklı kitapçığı, üyesi olduğu Demokratik Toplum Yanlısı Öğrenciler (Students for a Democratic Society – SDS) derneğinin 1969’daki kongresinden ana akım Marksist grubun güçlü çıkmasıyla birlikte bir tür iç tartışma motivasyonuna da sahipti.[viii] Harvey’nin “Dinle, Anarşist!” yazısı ise radikal bir coğrafyanın kesinlikle Marksist olamayacağını ileri süren Simon Springer’e karşı “radikal coğrafyanın herhangi bir -izm’den muaf tutulması gerektiği” iddiasının altını doldurma ve Springer’in Marksizm’i coğrafya alanından tamamen kovmaya dönük girişimini boşa düşürme niyetindeydi. Öncelikli niyetler farklı olsa da, hem Bookchin’in hem de Harvey’nin yazdıklarının merkezindeki tartışma, yani anarşizm ile Marksizm’in kapitalizmin yıkılarak özgür ve eşit bir dünyanın kurulmasına dönük bir siyasal stratejide nasıl bir araya getirilebileceği meselesi, çokça tartışılmaya devam edecek bir mesele.

Geleceğin Devrimi: Kimlerle ve Nasıl?

Murray Bookchin’in, ölümünü ardından, daha önce yayınlanmamış makalelerinin derlendiği Geleceğin Devrimi: Halk Meclisleri ve Doğrudan Demokrasi‘nin Türkçe çevirisi Haziran 2015’te yayınlandı. Bookchin’in özellikle son döneminde ağırlıklı biçimde üzerinde durduğu yerinden yönetim ve doğrudan demokrasi yoluyla merkezi devlet iktidarını kademeli biçimde parçalama ve boşa düşürme stratejisinin ayrıntılı biçimde ele alındığı kitap, bu türden bir siyasal stratejinin temel gıdasını anarşizm ile Marksizm’in özgün bir birlikteliğinden geçtiğini ileri süren bir çerçeve içinde akıyor.   

Zeminini, Bookchin’in 1982’de yayınladığı The Ecology of Freedom[ix] [Özgürlüğün Ekolojisi] kitabında, hiyerarşi ve tahakkümün tarihsel, antropolojik ve toplumsal kökenlerini ve bunların bizim doğa ile olan ilişkilerimiz açısından ne gibi anlamlar içerdiğini ele aldığı ve “toplumsal ekoloji” olarak adlandırdığı kuramsal bakış açısının oluşturduğu Geleceğin Devrimi‘nde bir araya getirilen makaleler, anarşizm ile komünizmin tarihsel pratiklerinden süzülen özyönetimci damarı “komünalizm”, “konfederalizm” ve “liberter belediyecilik” kavramsallaştırmaları etrafında açmayı deniyor.

Buradaki damar açma girişimi, bir yandan anarşizmin iktidarı ele almamaya dönük tarihsel eğiliminin, diğer yandan ana akım Marksizm’in devrimi hiyerarşik bir öncü partiye dayanan ve siyasal özneyi toplumun sadece belirli bir sınıfıyla sınırlayan yaklaşımının eleştirisine dayanıyor. Bookchin, bir üçüncü yol olarak, halk meclislerinin kolektif bir aradalığına dayanan ve giderek devlet iktidarının altını boşaltarak “komünlerin Komünü”ne ulaşmayı hedefine koyan yeni bir siyasal strateji öneriyor.

“Politika, daha çok, neredeyse tanım gereği, özgür yurttaşların kendi beledi işlerini yönetmeye ve kendi özgürlüklerini savunmaya aktif katılımları demektir.”[x] Bookchin’in siyasal stratejisinin kodları, aslında Bookchin’in burada yaptığı politika tanımıyla doğrudan ilişkilidir. Bookchin, Marksistlerin, devrimci sendikalistlerin ve anarşistlerin politikayı yanlış biçimde kavradıklarını ileri sürerek “oysa politika, halkın kendi meselelerini demokratik bir biçimde ve doğrudan çözüme kavuşturmasına aracılık eden civic arena ve kurumlardan başka bir şey değildir” demektedir.[xi] Bookchin Sol’un “devlet yönetimi” ile “politika”yı birbirine karıştırdığını ve bu ikisinin arasındaki gerginliği ve hatta karşıtlığı kavramakta başarısız olduğunu iddia edecektir. Kavramın Yunanca “polis” köküne atıfta bulunan Bookchin, bu anlamda politikanın, kentin yurttaşlarca doğrudan yönetilmesi demek olduğundan hareket ederek, kendi özyönetimci projesinin temelini de buraya yerleştirir. Bu anlamda devlet, yüzyıllar boyunca işbu civic alanı “soğurarak ve aşındırarak” güçten düşürmüş ve güdükleştirmiştir.

Devlet ile politikayı bu şekilde doğrudan karşı karşıya koymakla, Bookchin, “komünalist” projesinin ana hattını da tarif etmiş olur.  Görevimiz, bu soğurma ve aşındırma sürecini tersine çevirerek devletin bizden aldığı alanları geri kazanmaktır. Yerellerde kurulacak halk meclisleri, yurttaşların gündelik hayatlarını örgütlemeye, devletin gasp ettiği hakları geri almaya ve bunları yaparken de diğer halk meclisleriyle işbirliği ve dayanışma içerisinde konfederatif bir yapı kurmaya talip olmak durumundadır. Peki, nasıl? Bookchin, devletin ve egemen sınıfların kendi egemenliğinden kolayca vazgeçmeyeceğinin aşikar olduğunun altını çizer:

“Yeni –halk meclislerine dayanan– beledi konfederasyonların, giderek şiddetlenen bir politik gerginlik kaynağı olacak şekilde, devlet karşısında ikili bir iktidar odağını cisimleştireceği aşikârdır. Bu durumda ya Komünalist hareket radikalleşecek ve ortaya çıkan bütün sonuçları büyük bir kararlılıkla göğüsleyecek, ya da bir uzlaşma batağına saplanarak bir zamanlar değiştirmeyi amaçladığı toplumsal düzenin içinde eriyecektir. Hareketin bu güçlüğü nasıl karşılayacağı, onun mevcut politik sistemi ve bir kamusal eğitim ve liderlik kaynağı olarak geliştirdiği toplumsal bilinci değiştirmeyi ne denli ciddiye aldığının açık bir ölçüsü olacaktır.”[xii]

Peki, Bookchin’in komünalist projesinin uzandığı geleceğin devrimi kimlerle yapılacaktır? Bookchin burada anarşist gelenek ile komünist geleneğin örgütlenme yapısını, bunlara dönük eleştirilerini de dile getirerek ortaya koyar. Komünist gelenekte öncü partinin kitlelerin adına karar alan hiyerarşik bir aygıt olarak tasarlandığını dile getiren Bookchin, ararşist geleneğin ise iktidardan ve örgütlenmeden kaçış eğilimlerini topa tutar. Ona göre “komünalizm, her şeyden önce iktidar meselesiyle ilgilidir.”[xiii] Burada ufak bir özeleştiriye de girişen Bookchin, “Bugün görüyorum ki anarşizm, çok basit kaçan bireyselci ve us karşıtı psikolojisini koruyor. Benim anarşizmi ‘toplumsal anarşizm’ adı altında elde tutma yönündeki girişimim büyük ölçüde başarısız oldu; ve artık görüşlerimi anlatmak için kullandığım bu terimin yerine bir başka terimi, anarşist ve Marksist geleneklerin en uygun özelliklerini tutarlı bir şekilde bütünleştiren ve onların ötesine geçen Komünalizmi geçirmem gerektiğini anladım” sözlerini sarf edecektir.[xiv]

Bookchin’in komünalist siyasal stratejisi, hem iktidar merkezine belediye seçimleri yoluyla müdahalelerde bulunacak hem de bir yandan kendi özerk örgütlenme kanallarını sürekli daha fazla açarak devlete alternatif bir iktidarı hayata geçirmeye çalışacaktır. Halk meclisleri ve seçimle kazanıldığı durumlarda belediyeler, öncelikle “kendi köylerini, kasabalarını ve kentlerini halihazırda denetim altında tutan devlet organlarının meşruiyetini tartışmalı ve geçersiz hale getirmek, sonrasında da iktidarın gerçek icra organı olarak faaliyette bulunmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.”[xv] Bookchin’in stratejisi dahilinde bundan bir sonraki adım, konfederasyon çatısı altında belediye birlikleri oluşturmak ve ulus devletin rolüne meydan okuyarak yerellerdeki ekonomik ve siyasi hayat üzerinde denetim kurmak olacaktır.

Bu siyasal stratejinin öznesi halk olmakla birlikte, Bookchin kendiliğindenci ya da örgütsüz bir süreci öngörmez; aksine, anarşist gelenekle arasına belirli bir mesafe koyarak, daha çok komünist parti ile benzerliklere sahip bir devrimci siyasi öznenin inşasına da işaret etmektedir: “Komünalist bir toplum, her şeyden önce, yeni bir radikal örgütün, kendi hedeflerini açıklarken yeni bir politik söz dağarı kullanan ve bu hedefleri birbiriyle tutarlı hale getirmek için yeni bir programa sahip olan bir örgütün, dünyayı değiştirme yönündeki çabalarına dayanmak durumundadır.”[xvi]

Bookchin kitaptaki “İspanyol Devrimi’nde Anarşizm ve İktidar” makalesinde, İspanyol Devrimi’nde anarşistlerin iktidarı kendi etik-politikaları gereği ellerini tersiyle itmesinin kısa bir tarihini sunmakta ve devrimin ezilmesine yol açan kritik hatanın da bu olduğunu ileri sürmektedir. Bookchin’e göre, İspanya’da CNT liderliğinin yaptığı bu kritik hatadan çıkarılacak ders, iktidarın ilga edilebilecek bir şey değil, her daim toplumsal ve siyasi yaşamın bir özelliği olduğudur. Ona göre, “Kitlelerin elinde olmayan iktidar, kaçınılmaz biçimde onları ezenlerin eline düşecektir. Tıkılabileceği bir dolap, onu buharlaştırıp ortadan kaldıracak hiçbir ritüel, gönderilebileceği hiçbir âlem -ve onu ahlaki efsunlu sözlerle yok edecek hiçbir ideoloji- yoktur.”[xvii]

Bookchin, iktidarın devlet aygıtı nezdinde yok edilse bile, toplumsal alanda her zaman her yerde bir şekilde var olacağını ileri sürer ve ona göre esas mesele, “iktidarın var olup var olmayacağı değil, bir elitin mi yoksa halkın mı ellerinde olacağıdır -ve ona en ileri liberter ideallere karşılık verecek bir form mu verileceği yoksa gericiliğin mi hizmetine gireceğidir.”[xviii] Bookchin, toplumsal devrimlerin önündeki meselenin, iktidar sorunun üzerinden atlamak ve ona karşı suskun kalmakla değil, “iktidara somut ve özgürlükçü bir kurumsal formun nasıl verileceği sorusunun üzerine gitmekle” çözüleceğini iddia eder.[xix]

Bu anlamda Bookchin’in devrimci öznesi, yerelliklerde devrimci faaliyet yürüten radikal bir örgütün yanı sıra halkın katılımcı kanallarını halk meclisleri üzerinden sürekli genişleten bir tür ağ yapısı üzerinden işlemektedir. Bu yapı dahilinde, hem yasal seçimlere katılmak ve belediyeleri kazanmaya çalışmak (liberter belediyecilik) hem de sürekli ve radikal bir taban örgütlenmesi (halk meclisleri) üzerinden ikili iktidar durumunu yaratmak, eşzamanlı biçimde söz konusudur:

“Liberter belediyecilik, özgürlüğün, karar alma organları haline gelen halk meclislerinde verili kurumsal form olduğu bir devrimci çaba olarak toplumsal ekolojinin siyasetini oluşturur. Liberter belediyecilik, belediyelerin, halkın siyasal hayata eksiksiz ve doğrudan katılımını sağlayan halk meclislerinin yaratılabildiği mıntıkalara bölünmesini gerektirecek biçimde yerel belediye düzeyinde aday olan liberter solculara dayanır. Belediyeler, kendilerini demokratikleştirerek, ulus-devlete karşı bir ikili iktidar dahilinde bir konfederasyon kuracak ve nihayet ulus-devlet ve yine devletçiliğin temelini oluşturan ekonomik güçler olmaksızın da var olabilecektir. Liberter belediyecilik, bu anlamda, hem bir tarihsel hedef hem de devrimci “komünlerin Komünü”ne ulaşmak adına uyumlu bir araçtır.”[xx]

Yurttaşlık ve “Halk”

Bookchin, her ne kadar Antik Yunan “polis”ine sıkça göndermede bulunuyorsa da, liberter belediyecilik yanlılarının (ya da komünalistlerin) inşa etmekle yükümlü olduğu geleceğin devriminin herhangi bir modele dayanmadığını ve tarihteki ortaklaşmacı ve eşitlikçi girişimlerden ders almakla birlikte onu aşması gerektiğini dile getirmektedir. Bu anlamda komünalistler, Yunan polisinde kadınların, kölelerin ve yabancıların dışlanmasının söz konusu olduğunu farkındadır. Fakat Bookchin’e göre Atina polisinin önemi, “bir halkın, bir süreliğine,  fazlasıyla öz-bilince sahip şekilde, antik Akdeniz dünyasının her yerinde bulunan köleciliğin, patriyarkanın, ekonomik ve sınıfsal eşitsizliklerin, kavgacı davranışların ve hatta emperyalizmin varlığına rağmen, bir doğrudan demokrasiyi kurabilmiş ve sürdürebilmiş olmasıdır.”[xxi]

Yine, Bookchin, tarihte patriyarkal olmayan toplum biçimlerinin çok az olduğunu ve bu toplumların tamamını patriyarkal oldukları gerekçesiyle birer araştırma kaynağı olarak tamamen reddedilmesinin, sadece Atina polisinden değil, “aynı zamanda özgür ortaçağ komünleri ve bunların federasyonlarından, 16. yüzyıl İspanyasındaki Comuhero hareketinden, 1793’ün devrimci Parisli gruplarından, 1871 Paris Komünü’nden ve hatta 1936-37’nin İspanyol anarşist kolektiflerinden de” vazgeçmek zorunda kalacağımız anlamına geldiğini ileri sürmektedir.[xxii] 

Bookchin’e göre “yurttaşlık” mefhumunun doğuşu, insanların salt etnik dayanışma bağlarından kurtulması ve insan ilişkilerine, ilkel biçimde de olsa aklı ve sekülerliği getirmesi açısından büyük öneme sahip olan kentlerin ortaya çıkışına kayıtlıdır. Bu anlamda:

“İnsanlık kesimlerinin, akılsız adetlerin tiranlığının yerine tanımlanabilir ve rasyonel biçimde biçimlendirilmiş bir nomos‘u geçirebilmesi -ki ancak nomos‘un yerini özgürlük düşüncesinin almasıyla kabilesel “kan davası”nın yerini, adalet düşüncesi alacaktır- ancak bu evrim eliyle mümkün olmuştur. Kentin ortaya çıkmasından bahsediyorum çünkü kentin gelişimi her ne kadar henüz tamamlanmamışsa da, tarihteki uğrakları, “yabancılar”ın ve “halk”ın yurttaşlar -özgür, rasyonel, tamamen bireyleşmiş ve bütünleşmiş hale gelmek üzere insanlığın gizilgücünü çeşitli derecelerde yaklaşan seküler ve her anlamda rasyonel varlıklar- olarak yeniden kurulabildiği bir özgürleştirici âleme kapı açan elle tutulur bir diyalektik oluşturmaktadır.”[xxiii] 

Bookchin, buradan hareketle, toplumsal ekolojinin ve onun politikası olan liberter belediyeciliğin, “özgürlüğü kurumsallaştırmanın ve bizlere -şehrin tarihteki yerine getirilmemiş vaadini gerçekleştirecek olan- insani ve ekolojik bir geleceğe dönük kılavuzluk etmenin” arayışında olduğunu dile getirmektedir.[xxiv] Bu anlamda, yurttaşlık, liberter belediyecilik siyaseti dahilinde yeniden tanımlanmak üzere fiilen bu mecrada gerçek potansiyelleri ile hayata geçirilecektir. Yeni bir yurttaşlık siyasetinin, öte yandan, “hiçbir şekilde, ne gerçek toplumsal çatışmaları örtbas etmek anlamına gelmediğine ne de sınıflar arasında tarafsızlığa dönük bir çağrı olmadığına dikkat etmek önemlidir.”[xxv]

Bookchin, burada da alıntı yaptığımız, kitaptaki “Şehirler: Tarihte Aklın Yayılması” makalesinde, “halk” kavramına ilişkin kısa bir tarihsel tartışma yürütürken, şu açıklamayı yapar: “Tabii ki ‘Halk’ olarak adlandırdığım şey, Chase Manhattan Bankası’nı, General Motors’u ya da herhangi bir sınıf sömürücüsü ve ekonomik haydudu kapsamamaktadır. Bahsettiğim ‘Halk’ -maruz kaldıkları baskıları bertaraf etmekle birlikte- baskının ortak köklerini sökmeye çalışmak zorunda olan bir ezilen insanlıktır.”[xxvi]  

Nihayet, Murray Bookchin’in Geleceğin Devrimi: Halk Meclisleri ve Doğrudan Demokrasi kitabı, Bookchin’in 1982’de yayınladığı Özgürlüğün Ekolojisi kitabıyla birlikte geliştirdiği toplumsal ekoloji yaklaşımının olgun ve bütünlüklü bir çerçevesini çizmesi açısından oldukça önemli. Birer askeri-endüstriyel terör aygıtına dönüşmüş devletleri yıkıp, yerine eşit ve özgür bir geleceği nasıl inşa edebileceğimize dair kafa yorma mesaimiz illa ki sürecek ve Bookchin bu mesaiye şenlikli ve yaratıcı bir katkı sunuyor.


[i] Bkz. Murray Bookchin (1969) “Listen, Marxist!”, https://www.marxists.org/archive/bookchin/1969/listen-marxist.htm, Erişim tarihi 3 Ekim 2015; ayrıca bkz. Murray Bookchin (1971) “Listen, Marxist!”, Post-scarcity Anarchism, AK Press, 2004 içinde.  

[ii] A.g.y.

[iii] A.g.y.

[iv] Murray Bookchin (2015) Geleceğin Devrimi: Halk Meclisleri ve Doğrudan Demokrasi, çev. İbrahim Yıldız ve Soner Torlak, Dipnot Yayınları, 2015.

[v] Bkz. David Harvey (2015) “‘Listen, Anarchist!’ A personal response to Simon Springer’s ‘Why a radical geography must be anarchist'”, http://davidharvey.org/2015/06/listen-anarchist-by-david-harvey/, Erişim tarihi: 3 Ekim 2015 ve Simon Springer’ın yazısı için bkz. Simon Springer (2014) Why a radical geography must be anarchist. Dialogues in Human Geography 4: 249-270.

[vi] Bkz. David Harvey (2015) “‘Listen, Anarchist!’ A personal response to Simon Springer’s ‘Why a radical geography must be anarchist'”, http://davidharvey.org/2015/06/listen-anarchist-by-david-harvey/, Erişim tarihi: 3 Ekim 2015.

[vii] A.g.y.

[viii] Bu polemik, Bookchin’in yazıyı Post-scarcity Anarchism kitabında yayınlamasının ardından sürmüştür. Bookchin’in kendisine dönük eleştirilerden birine verdiği ve tezlerinin bir kısmını daha açık hale getiren yanıtı için bkz. Murray Bookchin (1971) “Listen Marxist: a reply”, https://libcom.org/library/listen-marxist-reply, Erişim tarihi: 3 Ekim 2015.

[ix] Murray Bookchin (2013) Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çözülüşü, çev. Mustafa Kemal Coşkun, Sümer Yayıncılık, 2013.

[x] Bkz. Murray Bookchin (2015) Geleceğin Devrimi: Halk Meclisleri ve Doğrudan Demokrasi, çev. İbrahim Yıldız ve Soner Torlak, Dipnot Yayınları, 2015., s. 40.

[xi] A.g.e., s. 40.

[xii] A.g.e., s. 48-49.

[xiii] A.g.e., s. 55.

[xiv] A.g.e., s. 55.

[xv] A.g.e., s. 56.

[xvi] A.g.e., s. 57-58.

[xvii] A.g.e., s. 204.

[xviii] A.g.e., s. 204.

[xix] A.g.e., s. 205.

[xx] A.g.e., s. 147.

[xxi] A.g.e., s. 150.

[xxii] A.g.e., s. 150-151.

[xxiii] A.g.e., s. 156-157.

[xxiv] A.g.e., s. 159.

[xxv] A.g.e., s. 151.

[xxvi] A.g.e., s. 151-152.

Gönder gitsin